Prof. Dr. Ömür Günaldı: Covid-19 sonrası kanser vakalarında artış gözlendi

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömür Günaldı Haberler.com stüdyosunun konuğu oldu. Günaldı, Covid-19 pandemisi sonrası kanser vakalarında artış gözlemlendiğini belirtti.

Haberlercom stüdyosuna konuk olan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömür Günaldı, sunucu Melis Yaşar’ın sorduğu “Covid-19 pandemisinden sonra kalple ve beyinle ilgili hastalıkların arttığını görüyoruz. Hem virüs ve hem aşı olarak değerlendirecek olursanız etkisi nedir?” sorusuna “Covid-19 salgını bizi etkiledi. Belki aşılar da etkiledi ama bunu henüz bilmiyoruz. Covid öncesi ve sonrası arasında bir farklılık var.” cevabını verdi.

“DÜNYA YENİ VİRÜSLER BEKLİYOR”

Günaldı, laboratuvar ortamında üretilen yeni virüslerin yayılma tehlikesinden bahsederek “Dünya yeni virüsler bekliyor. Yeni virüsler, laboratuvar ortamında üretilmiş virüsler ve çok tehlikeli çalışmalar var. Bunların dışarıya sızması veya bilinçli olarak insanlığa tehdit olarak sunulması söz konusu olabilir. Bu konuda zaten devlet büyüklerimiz gerekeni yapıyorlardır. Çok tehlikeli gelişmeler de olabilir.” ifadelerini kullandı.

Haberler.com / Berkan Tayfun – Sağlık

EN İYİ DOKTOR SEÇİMİ

            “İstanbul en iyi beyin cerrah”,  “İstanbul en iyi beyin cerrah prof”, “İstanbul en iyi beyin cerrah uzman”.

            Bütün bunları neden yazdım? Hemen sorduğum sorunun cevabına geçeyim. Fakat önce ben bir soru sorayım ve cevabımı okumadan önce kafanızda siz bu soruya cevap verin. Siz veya bir yakınınız herhangi bir hastalığa yakalandığında veya bir ameliyat olması gerektiğinde kendinizi kime emanet  ediyorsunuz? Daha net sormam gerekirse örneğin benim alanımla ilgili bir beyin cerrahi uzmanı arıyorsanız doktor seçiminizi neye göre yaparsınız?

            Google’a “İstanbul en iyi beyin cerrah”,  “İstanbul en iyi beyin cerrah prof”, “İstanbul en iyi beyin cerrah uzman” gibi arama terimlerini yazıp aratır mısınız? Yoksa “İstanbul en iyi beyin cerrah”,  “İstanbul en iyi beyin cerrah prof”, “İstanbul en iyi beyin cerrah uzman” gibi arama kelimelerini instagramda mı aratırsınız? Youtube?

            Öncelikle yapılan araştırmalar göstermiş ki hastaların en çok güvendiği hekimler, daha önce tedavi olup hem tedavisinden hem de iletişiminden memnun kaldıkları olmuş. Bu hekimlere olan memnuniyetlerini çevrelerinde anlattıkları için ve hastanın zorlu süreçlerine şahit olan yakınları da onunla birlikte süreci yaşadıkları için bir başka hastalarının tedavilerinde yine o hekime veya o hekimin referans gösterdiği bir başka hekime güvenmektedirler. Yani kolu komşu tavsiyesi hekim referansında en ön sırada yer almaktadır.

            Peki internet mecrası olayın neresinde? İşte kolu komşudan sonra en çok tavsiye alınan yerin internet olduğu ortaya çıkmış. İnternette en çok kullanılan platformların ne olduğunu soracak olursanız buna araştırmalar hiç tereddütsüz Google diye yanıt bulmuş. Örneğin siz bir yakınınız için beyin tümörü ameliyatı konusunda İstanbul’da emanet edebileceğiniz güvenilir bir beyin cerrahı arıyorsunuz ve ilk yaptığınız iş Google a girip “İstanbul en iyi beyin cerrah”,  “İstanbul en iyi beyin cerrah prof”, “İstanbul en iyi beyin cerrah uzman” gibi anahtar kelimeler yazarak taratmak oluyor. Bu arada sadece doktor aramıyorsunuz. Aynı zamanda hastalığı da merak ediyor ve araştırmaya başlıyorsunuz. Hastalığın ameliyatının nasıl yapıldığını, ameliyattan başka seçenek olup olmadığını, ameliyatın risklerini vs hepsini araştırıyorsunuz. Bunun için en iyi ortam olarak Youtube platformunu görüyorsunuz. Hastalığı hem kısa hem uzun videolarla en net şekilde anlatacağını düşündüğünüz için belki de. Bu arada tüm bu arayışlar neticesinde bazı isimler kafanızda seçenekler arasında yer edinmeye başlıyor. Hemen instagrama girip o isimleri tek tek yazarak kim olduğunu, neler paylaştığını vs özel hayatıyla ilgili paylaşımlarına kadar bakarak o kişileri tanımaya başlıyorsunuz ve hangisinden daha çok elektrik aldıysanız ve hangisi size sanal ortamda da olsa güven uyandırdıysa birkaç seçenek kafanızda netleşiyor ve ulaşabildiklerinizle tek tek yüz yüze görüşerek edindiğiniz izlenime göre karar veriyorsunuz. Hatta özel bir hastanede size önerilen tedavinin gerçekten gerekli olup olmadığını teyit etmek için yoğunluğundan dolayı tedavi sırası beklemeyecek bile olsanız devlet hastanelerindeki hekimlerden de görüş alıyorsunuz. Bütün bu çabalar, yakınınızın iyi olması için gösterdiğiniz saygı duyulacak çabalarınız. Belki herkes bu basamakları uygulamıyor ama günümüz toplumunda bu süreç çoğunlukla böyle işliyor.

            Öyle ise ben bu yazıda size ne önereceğim? Aslına bakarsanız çoğunluğun yaptığı bu davranış şekli genel anlamda doğru fakat bazen kafa karıştırıcı olabiliyor. Örneğin Google arama motoruna “İstanbul en iyi beyin cerrah”,  “İstanbul en iyi beyin cerrah prof”, “İstanbul en iyi beyin cerrah uzman” yazdığınız zaman karşınıza ilk neyin çıkacağını söyleyeyim size. Sponsorlu web siteleri. Yani Google arama motoruna reklam için para verip aramalarda ön sıralara geçmeyi amaçlayan siteler. Tüm bu sponsorlu sitelerin bittiği yerden itibaren göreceğiniz siteler ise belli kriterlere uygun en iyi organize edilmiş içerikler üreten siteler olacaktır. Örneğin bu yazıda “İstanbul en iyi beyin cerrah”,  “İstanbul en iyi beyin cerrah prof”, “İstanbul en iyi beyin cerrah uzman” anahtar kelimelerini altı kez yazarak bu yazıyı internet siteme yükledikten bir müddet sonra gerekli SEO çalışmalarının sonucunu almayı ve taramalarda üst sıralara çıkmayı bekleyeceğim ve sizler benim daha popüler bir hekim olduğumu düşüneceksiniz. Oysa internet ortamıyla hiç ilgilenmeyen, benden çok daha iyi hekimlerin olabileceğini çoğunuz düşünmeyeceksiniz.

            O zaman size doğru seçim kriterlerini vermenin zamanı geldi. Eğer hastanızı İstanbul’da ameliyat ettireceğiniz iyi bir beyin cerrahı arıyorsanız aşağıda sıralayacağım kriterler konusunda emin olun derim:

  • Yukarıda yazdığım araştırma yöntemlerinden olumlu izlenim edinmiş olmalısınız fakat yeterli değil. Örneğin Google yorumları hasta veya yakınlarının yorumları gibi önemlidir fakat unutmayın ki bazıları olumlu yorum sayısını artırmak için profösyonel çalışmalar yürütebilmektedir.
  • Doktor bir yakınınızdan mutlaka tavsiye alın ya da onların doktor çevresinden tavsiye isteyin.
  • Ameliyat olmayı düşündüğünüz hekimi mutlaka çalıştığı hastanede tanıyan sağlık çalışanlarına özellikle hemşirelere sorun. Çünkü o doktoru en iyi tanıyan, hastalarının durumuna, doktorun hasta ile iletişimine en yakından tanık olan kişiler onlardır.
  • Doktorun özellikli ilgi alanlarını araştırın. Bir doktor neyi çok tedavi etmiş ve tecrübe kazanmışsa o hastalık konusunda ona daha fazla güvenebilirsiniz fakat aynı doktor branşıyla ilgili başka bir hastalığın tedavisinde yeterince tecrübe sahibi olmayabilir bunu unutmayın.
  • Doktorun bilimsel ve akademik özgeçmişine bakın
  • Doktor eğer internetten tanıtım yapıyorsa doktora yakışmayan hal ve davranışlar sergiliyorsa, şarlatanlıklar yapıyorsa onu derhal eleyin.
  • En önemli maddeyi en sonda yazıyorum. Herhangi bir olumsuz durumda, komplikasyonda ki her tedavide veya ameliyatta bu olabilir, doktorunuza kolay ulaşabileceğinize emin olun. Yani doktorunuz ulaşılmaz olmasın. Hemen bir telefon uzağınızda olsun. Kendisine veya asistanına her an ulaşabiliyor olun ki olumsuz bir durum geliştiğinde size yardım edebilsin.

Evet kıymetli dostlar. Benim bu yazıda anlatmak istediklerim bu kadar. Herkese sağlıklı günler diliyorum.

 

“Cushing sendromunun tedavisi obeziteden farklıdır”

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömür Günaldı, obezite ekseninde cushing hastalığı ve cushing sendromu hakkında bilgi verdi. Obezite rahatsızlığınızın temelinde çözümü çok daha kolay başka hastalıkların olabileceğini belirten Prof. Dr. Günaldı, “Örneğin cushing hastalığı ve Cushing sendromu. Her iki hastalık da kandaki kortizol düzeyinin aşırı yükselmesiyle kendini gösteren en önemli obezite nedenlerinden biri olmasına rağmen tedavisi obezite cerrahisinden son derece farklıdır” diye konuştu.

Medicana Ataköy Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömür Günaldı, “Kortizolün normal değerlerde olması koşuluyla vücudumuz için hayati derecede öneme sahip en kritik hormonlardan biri. Gün içinde salgılanması ve kan düzeyleri farklılıklar göstermektedir. Bu hormonun vücudumuza faydalı etki göstermesi için böbreküstü bezlerimizin belli bir denge gözeterek bu hormonu salgılaması gerekmektedir. Bazı durumlarda bu denge bozulur ve kortizol aşırı derecede fazla salgılanır. Bu durumlardan biri böbreküstü bezinde kortizol üreten hücrelerin aşırı çoğalmasıyla ortaya çıkan ve cushing sendromu adı verilen iyi huylu tümörlerdir. Bir diğeri ise böbreküstü bezindeki bu hücrelerin kortizol üretmesini uyaran ve hipofiz bezinde yer alıp adreno kortiko tropik hormon adı verilen hormonu salgılayan hücrelerden gelişen iyi huylu tümörler yani hipofiz adenomlarıdır. Bu duruma cushing hastalığı adı verilmiştir” açıklamasında bulundu.

Her iki hastalığın da vücutta olması gerekenden fazla kortizol yüksekliği ile kendini gösterir ve önüne geçilemeyen obezite rahatsızlığı ile karşımıza çıktığının altını çizen Prof. Dr. Ömür Günaldı, “Bu durumda tek sorun obezite değildir. Beraberinde kortizolün neden olduğu pek çok sistemik ve metabolik problem de görülür. Hipertansiyon, kemik erimesi, diyabet, ciltte incelme, kıllanma artışı, sivilcelenme, psikiyatrik problemler vs. bunlardan sadece bazılarıdır” dedi.

Asıl hastalığı tespit etmeden o hastalığın neden olduğu ek hastalıkları tedavi etmeye çalışmak mutlak başarısızlık ve olumsuz sonuçlara neden olacağına değinen Prof. Dr. Günaldı, “Cushing hastalığı belki de bu tip girişimlere verilebilecek en iyi örneklerden biridir. Hastalığa neden olan hipofiz bezindeki bir mikroadenomu basit bir müdahale ile tamamen çözmek varken tek tek hipertansiyon, diyabet, osteoporoz, akne, kıllanma ve obezite gibi ek hastalıkları tedavi etmek mümkün değildir” diye konuştu.

HASTALIĞIN İLAÇLA TEDAVİSİ MÜMKÜN DEĞİLDİR

Obezitesi olan hastaların mutlaka öncelikle endokrinoloji uzmanları tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Günaldı, “Kortizol yüksekliğine sebep olabilecek stres ve ilaçlar dahil pek çok sebep vardır ve bunların iyi ayırt edilmesi tedavinin başarısı açısından son derece önemlidir. Cushing bulgularının hipofizdeki adenoma bağlı olduğu yani cushing hastalığı tanısı kesinleştikten sonra tedavi süreci tercihen hipofiz konseyi kararı ve takibinde gerçekleştirilmelidir. Ne yazık ki günümüzde bu hastalığın ilaçla tedavisi mümkün değildir ve mutlaka ameliyat edilmesi gerekmektedir. Cushing hastalığına neden olan hipofiz adenomu genellikle çok küçük boyutlu olduğu için hemen hemen tamamı burun boşlukları yoluyla endoskopik yani kapalı yöntemle ameliyat edilebilmektedir” ifadelerini kullandı.

Bazen hipofiz adenomlarında tedavilerde başarı oranlarının düşebildiğini kaydeden Prof. Dr. Günaldı, “Bazen başarılı cerrahilerde bile nüks oranları diğer hipofiz adenomlarına göre daha yüksektir. Ameliyatın başarılı olmadığı durumlarda tekrar ameliyat veya radyocerrahi seçenekleri değerlendirilebilir. Başarılı ameliyatlardan sonra hastalar bir yıl içinde normal kilosuna dönebilmekte, sistemik hastalıklarında ise dramatik düzelmeler gözlenebilmektedir” dedi.

Kaynak : https://www.dha.com.tr/saglik-yasam/cushing-sendromunun-tedavisi-obeziteden-farklidir-2338006

Savunmadaki başarı örnek oldu: Yerlilik için dev adım

YTÜ ile Çam ve Sakura Hastanesi, medikal teknolojinin yerli üretimi için işbirliği yapıyor. Doç. Günaldı, “Savunmadaki başarı örnek oldu, mühendislerle ortak çalışacağız.” dedi.

Çam ve Sakura Şehir Hastanesi ile Yıldız Teknik Üniversitesi, medikal malzemelerin yerli üretimi için işbirliğine imza atıyor. Doç. Dr. Ömür Günaldı, savunma sanayiindeki başarının sağlıkta da olmaması için bir neden yok” dedi.

Milli savunma sanayinde yapılan yatırımlarla yerlilik oranının yüzde 80’lere çıkması diğer sektörlere de örnek oldu. Akşam Gazetesi’nin haberine göre, Çam ve Sakura Hastanesi Beyincerrahi Kliniği İdari Sorumlusu Doç. Dr. Ömür Günaldı, pandemi sürecinde tüm dünyada yaşanan ekonomik buhrana dikkati çekerek, “Sağlıkta medikal malzemeleri ithal ediyoruz. Bu, yurtdışına büyük paralar ödendiği anlamını taşıyor” dedi. Savunma sanayiinde yaşanan stratejik ve ekonomik kazanımın bir benzerinin sağlıkta da olması için bir yıldır çalıştığını anlatan Günaldı, Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) ile yarın bu kapsamda bir protokol imzalanacağını söyledi. Günaldı şu bilgileri verdi:

STRATEJİK BİR ADIM

“Savunma sanayiinde bizim mühendislerimiz bu kadar yol kat etmişken, sağlık teknolojisinde geri kalmamız hiç doğru değil. Yarın bize herhangi bir kritik cihazı vermedikleri zaman biz bu hizmeti nasıl sürdüreceğiz? İstanbul’da en iyi hocaların, genç, dinamik uzmanların, asistanların ve sağlık çalışanlarının olduğu Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde bu ekosistemi oluşturabilmek adına bir yıldır çalışıyordum. Biz kendi aramızda çok toplandık ancak mühendislerin desteği olmadan bir şey yapmamız çok zor.”

MÜHENDİSLERDEN DESTEK

“YTÜ’de hekimlerle mühendislerin bir araya geldiği ve projelerini karşılıklı konuştuğu bir çalıştaya katıldım. Orada Rektör Yardımcısı, Mekatrnonik Bölüm Başkanı ve Biyoteknoloji Bölüm Başkanı’na düşüncemi anlattım. Malzemelerle ilgili proje geliştirmeyi ve aramızdaki iletişimi güçlendirmeyi teklif ettim. Hastane başhekimimiz, sağlık müdürümüz de destek verdi. Protokol aşamasına geldik.”

MÜHENDİS VE HEKİMLER BİRLİKTE ÇALIŞACAK

Doç. Dr. Ömür Günaldı çalışmayla ilgili şunları söyledi: “Bir mikroskop üretebilmek için çok bileşen var; donanım bilmesi gerekiyor, bilgisayar yazılımını bilmesi gerekiyor, optik teknolojileri, lens teknolojileri, ışık teknolojilerini bilmek gerekiyor. Bunu tek bir kişinin yapabilmesi mümkün değil. Mühendisler sağlıkta neye ihtiyaç olduğunu bilmiyor, biz hekimler de ihtiyacı olanı biliyoruz ama nasıl yol almamız gerektiğini bilmiyoruz. İşte burada yapılan, o iletişim kopukluğunu ortadan kaldırmak. Devletin de stratejik kurumları ASELSAN; TUBİTAK; Kalkınma Ajansı’nın da bu protokole destek vereceğini ümit ediyorum. Hastanemizde mühendislere yer vereceğiz ve birlikte çalışacağız.”

https://www.star.com.tr/guncel/cumhurbaskani-erdogandan-yeni-anayasa-mesaji-bu-konuyu-yeniden-gundeme-tasiyacagiz-haber-1784642/

Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde ilk beyin anevrizma ameliyatı yapıldı

İstanbul

İstanbul’da yaşayan 33 yaşındaki Sabettin İldeniz, baş ağrısı şikayetiyle Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan ileri tetkiklerde hastanın beyin kanaması geçirdiği tespit edildi. 

Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi İdari Sorumlusu Doç. Dr. Ömür Günaldı, Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Lütfi Postalcı ile Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Buruç Erkan tarafından 6 saat sürdürülen açık beyin ameliyatının ardından İldeniz sağlığına kavuştu.

Ameliyat hakkında bilgi veren Op. Dr. Buruç Erkan, hastanın ilk olarak hastaneye şiddetli baş ağrısı şikayetiyle başvurduğunu söyledi.

Acil servisindeki doktorların ilk müdahalesinin ardından tetkiklerin yapıldığını anlatan Erkan, “Hastada subaraknoid kanama tespit edilmesi üzerine hasta bizim kliniğimize geldi.” diye konuştu.

“İlk anevrizma ameliyatını yaptık”

Erkan, yaptıkları incelemenin ardından hastayı açık beyin ameliyatına aldıklarını anlatarak, şöyle devam etti:

“Ardından anevrizma cerrahisi operasyonunu gerçekleştirdik. Bu operasyon zor bir operasyondu. Ekibimizle birlikte başarılı bir şekilde hastanemizde ilk anevrizma ameliyatını yaptık. Ameliyat yaklaşık 6 saat kadar sürdü. Ameliyatın ardından hastayı yoğun bakıma aldık. Servisteki tedavisi tamamlanınca da taburcu edeceğiz.”

Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nin yeni açılan bir hastane olduğunu hatırlatan Erkan, “Hastanemiz teknik imkanlar olarak Türkiye’nin en iyi hastanesi sayılabilecek bir hastane ve son teknolojiye sahip. Bu hastanede bu kadar kısa sürede bu tarz büyük deneyim gerektiren ameliyatları kısa sürede yapabilecek konuma geldik ve devamı da gelecektir.” ifadelerini kullandı.

“Şimdi çok iyiyim”

Hasta Sabettin İldeniz ise baş ağrısıyla hastaneye geldikten sonra kendisini kaybettiğini ve gerisini hatırlamadığını söyledi.

Hastanede kendisine ilk müdahalenin yapıldığını ve incelemenin ardından sorun tespit edilince ameliyata alındığını anlatan İldeniz, “Şimdi çok iyiyim. Sağlığıma kavuştum. Hastaneden ve doktorlarımızdan çok memnun kaldım. Doktorlar benimle çok ilgilendi. Çok iyi hizmet aldım. Benimle ilgilenen tüm hocalara teşekkür ediyorum.” diye konuştu. 

https://www.aa.com.tr/tr/saglik/basaksehir-cam-ve-sakura-sehir-hastanesinde-ilk-beyin-anevrizma-ameliyati-yapildi/1986305

Röportaj – Prof. Dr. Ömür Günaldı

1977 yılında Artvin’de doğmuşum. 2001 yılında KTÜ Tıp Fakültesi den tabip, 2009 yılında ise Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi den uzman tabip ünvanını alarak Beyincerrahi Uzmanı oldum. Yine aynı hastanede 2016 yılında doçentlik ünvanına hak kazandım. Ekip arkadaşlarımla birlikte Nöroşirürji Kliniğini kurmak görevi ile gönüllü olarak katıldığım Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi nde çalışmaya devam etmekteyim. Evli ve 2 çocuk babasıyım. Resim yapmayı çok seviyorum.Çocuk edebiyatı ile yakından ilgileniyorum. Basılı 10 adet çocuk masalım mevcut

AR-GE birimini kurmak ve fikir bankası oluşturmak, hekimle mühendislerle buluşturacak platformlar oluşturmak, yani hastanemizde yerli ve milli sağlık teknolojisi hamlesi başlatmak istiyorum.

Hocam merhaba. Böyle bir dergi fikri nereden ve nasıl çıktı?
Bu hastanede çalışmaya başladığım zaman ne kadar büyük bir hastane olduğunu fark ettim. Hastane o kadar büyüktü ki koridorlarda kaç kez kaybolduğumu anlatamam. Elbette böylesine büyük bir hastanede çalışan sayısı da bir hayli fazla olacaktı. Geldiğim hastaneyle kıyaslamam gerekirse, köyden indim mega kente gibi bir durum oldu. Böyle yerlerde en büyük sorun yabancılaşmadır. Aynı büyük şehirlerde olduğu gibi. Bunun için bir şeyler yapmak gerekir diye düşündüm. Daha önceki kitaplarımı yayınlayan ve bu derginin de basılmasını sağlayan yayınevinin sahibi olan Seyhan hanım ile sohbetimiz esnasında bu fikir ortaya çıktı. Hastaneyi, klinikleri ve çalışanları sadece mesleki yönleriyle değil aynı zamanda özel hayattaki kişilikleriyle de tanıtacak magazinsel bir dergi çıkarmaya karar verdik.

Daha önce bu tarz bir dergi çıkarmış mıydınız?
Magazin dergisi çıkarmamıştım fakat yine aynı yayınevinin çıkardığı akademik dergilere editörlük yapmıştım.

Dergiyi çıkarmadaki amacınız?
Daha önce belirttiğim gibi hem hastane içinde çalışanları birbirine tanıtmak hem de hastane ve hastanenin değerlerini hastane dışına yurt içi ve yurt dışında tanıtmayı amaçladık.

Bu hastaneye geçiş süreciniz nasıl oldu?
Neden buraya geldiniz? Burası size ne katacak? Siz buraya neler katmayı planlıyorsunuz?
Bir gün başhekim beni aradı ve bu hastanede beyin cerrahi kliniğinin kurulmasında destek olmam konusun da görüşmek istedi. Yüz yüze görüştük ve beni ikna etti. Daha önce çalışmakta olduğum Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Nöroşirürji Kliniği benim ben olmamda en önemli yerdi ve ülkemizin en iyi ve köklü kliniklerinden biriydi fakat gerek eski olması gerekse de branş hastanesi olması nedeniyle bazı zorlukları vardı. O zorlukların hiçbirinin burada olmayacağına kanaat getirdim. Tabi buranın büyük olmasının da ayrı zorlukları olmayacak değildi ama bunu göze aldım. Fikrimi birlikte çalışmak isteyeceğim akademisyen arkadaşlarıma açtım ve onlar da benimle gelmeyi kabul ettiler. Böylece bu kutlu yolculuğa çıktık. Tabi bu yolda ilerlerken yolda bulduklarımız ve biz ilerlerken bize katılanlar oldu, daha da olacak. Umuyorum ki hepimiz uyumlu bir şekilde bu kliniği ülkenin en gözde kliniklerinden biri haline getireceğiz.

Bize kendinizden bahseder misiniz? Siz kimsiniz?
Ben 3 Kasım 1977’de Artvin merkeze bağlı Çimenli köyünde doğmuşum. İlk okulu köyde okuduktan sonra orta
okul ve lise eğitimimiArtvin merkezinde aldım. Üniversiteyi Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okuduktan sonra pratisyen hekim olarak Bartın’ın Amasra ve Kozcağız ilçelerinde 1.5 yıl kadar çalıştım. Nöroşirürji ihtisasımı Bakırköy Ruh Sinir Hastanesi’nde yaptım. Mecburi hizmet için Adana’ya gittim. Bu sırada askerlik hizmetimi Gölcük Asker Hastanesi’nde tamamladım. Mecburi hizmetimi tamamladıktan sonra Sağlık Bakanlığınca düzenlenen Başasistanlık sınavını kazanarak beni ben yapan yuvama döndüm. 2016 yılında doçentlik ünvanını aldım ve 2020 yılı Mayıs ayı itibariyle de buradayım.

Çocukluğunuz nasıl bir yerde ve ortamda geçti? Eğitim hayatınıza etkileri ne oldu?
Çocukluğum tamamen köyde geçti diyebilirim. Köyüm bir dağ köyüydü. Kalabalık ve geniş bir ailenin çocuğuydum. Evde babaanne, dede, amca, bir sürü halalar hep bir aradaydık. İki kardeşten büyüğüydüm. Kardeşim de benim yolumdan gidip doktor oldu.

Eğitim hayatınızda eksik kalan yönleriniz olduğunu düşünüyor musunuz? Varsa neden kaynaklanıyor?
Evet. Kesinlikle düşünüyorum. Yabancı dil kanayan yaramdır. Sadece 500 kelimeyle Türkçe konuşulan ve tek kelime İngilizce duymadığımız bir ortamda yetiştim ve kolejli çocuklarla olan bu açığı kapatmak için çok çaba
sarf ettim. Peki kapatabildim mi? Kısmen.

Neden doktor oldunuz? Sizi bu mesleğe çeken ne oldu?

Çeken demeyelim de iten desek daha doğru olur. Öncelikle tek bir sebepten bahsedemem. Birkaç olay var
bunu tetikleyen. Birincisi, bir gün annemi muayene ettirmek için hastanede bekledik ama sıra gelmediği için
muayene olamadı ve öğle arası muayenehanesine gitmek zorunda kaldık. Bu durum beni çok üzmüştü. Doktor olup annemi ve babamı kolaylıkla muayene etmek ve ettirmek istemiştim. İkincisi, girdiğim ilk üniversite sınavında çok başarısız olmuştum. Hatta babamı arkadaşları karşısında utandıracak derecede kötü. Daha doğrusu babam öyle demişti ve bu durum benim çok ağırıma gitmişti. İşte o zaman çok çalışıp bir dahaki sınavda tıp fakültesi kazanacağıma söz verdim. Bunun gibi birkaç faktör daha var ama uzatmayalım isterseniz.

Peki neden beyin cerrahisini seçtiniz?
Doğrusu ben seçmedim. Son tercihimdi. KBB uzmanı olmak istiyordum ama kazanamadım. Puanı daha yüksekti.

Akademik hayata atılma sebebiniz nedir?
Bir arkadaşım. Şu anda benimle birlikte çalışan, aynı zamanda kliniğimizin eğitim sorumlusu Doç. Dr. Bekir

TUĞCU. Beni bu işlere o bulaştırdı.

Kendinizi nasıl biri olarak tanımlarsınız?
Sadece iki kelime…
Duygusal ama mücadeleci

Müzik ile aranız nasıl?
Çalabildiğiniz bir enstrüman var mı yoksa sadece dinleyici misiniz? Ne tarz müzikler dinlersiniz?
Her tür müziği dinlerim. Amatör olarak bağlama çalabiliyorum ama eminim dinlemek istemezsiniz. Bayağı amatörüm.

Diğer sanat dallarıyla aranız nasıl?
İlgilendiğiniz alan veya alanlar var mı? Hangi sanat dallarında kendinizi yetiştirmek isterdiniz?
Resim yapmayı seviyorum. Sanatçı olduğumu iddia edemem ama karakalem ve yağlı boya resimlerim var. Ayrıca çocuk masalları yazarıyım. Basılmış 10 adet çocuk masalım var. Başka ne yapmak isterim sorusuna gelince, marangozluk ve drama.
Peki ya spor? İzleyici düzeyinde misiniz yoksa aktif olarak ilgilendiğiniz bir spor dalı var mı?
Yürüyüş dışında pek bir şey yaptığım söylenemez. Eskiden futbol oynamayı ve izlemeyi severdim ama artık pek
ilgim kalmadı. Arada bir oğlumla masa tenisi oynamak spordan sayılıyorsa onu söyleyebilirim. Bir de tavla oynaken bileğimi çalıştırıyorum. Şaka bir yana sporla pek aram yok.

Hayatınızı değiştiren kişiler listesinde üç isim saymanız gerekse kimleri söylerdiniz ve neden?
Babam, Eşim ve çalışma arkadaşım Bekir. Hayatımda babamın rolünü anlatmakla bitiremem. Eşim ise tanıştığımız günden beri en büyük destekçim ve güç kaynağım oldu. Bekir ise akademik hayata atılmamda ve devam ettirmemde en büyük destekçim oldu.

Sizi en çok etkileyen bir söz, şiir, resim vs var mı? Bizimle paylaşır mısınız?
Resim olarak Abidin Dino’nun Mutluluğun Resmi tablosu. Şiir olarak ise Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin “Teffizname” adlı şiiri. Bir iki mısra söylemek isterim

Hoş sabrı cemilimdir
Takdir kefilimdir
Allah ki vekilimdir
Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler
Sen hakka tevekkül kıl
Teffiz et ve rahat bul
Sabret ve razı ol
Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler
Deme şu niçin şöyle
Yerincedir o öyle
Bak sonuna sabreyle
Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.

Böylece uzun bir şiir olarak devam ediyor.

Sizi motive eden en önemli faktörler nelerdir?
İnanç, sevilmek ve mutlu etmek.

Hekim olmasaydınız hangi mesleği tercih ederdiniz?
Yazılım veya mekatronik gibi bir mühendislik dalı.

Bize biraz ailenizden bahseder misiniz?
Babam öğretmen, annem hemşire. Eşim de benim gibi hekim. Tıbbi onkoloji doçenti. Biri kız biri erkek iki çocuğum var. Kızım ve oğlum iyi derecede piyano çalıyorlar. Ayrıca oğlumun müthiş bir tiyatro ve rol yapma yeteneği var. Umarım bu yeteneğini değerlendirir.

Mesleğinizle alakalı olarak özellikle deneyim sahibi olduğunuz hastalıkları ve bu hastalığa sahip kişileri ben tedavi etmeliyim diyebileceğiniz bir ilgi alanınız var mı? Bu alana yönelmenizin hikayesini bize anlatır mısınız?
Hipofiz tümörü cerrahisini seviyorum. Başasistan olarak mecburi hizmetten sonra yuvama atandıktan sonra o eski kliniğimin cerrahi açıdan çok ilerlediğini gördüm. Herkes nöroşirurjinin bir alanından tutmuş işi ve deneyimi oldukça ileri noktalara taşımıştı. Bense sıradan bir beyin cerrahıydım. Benim de bir şeyler yapıp kendime bir alan açmam, kliniğe ve kendime bir katkı sağlamam gerek düşüncesiyle yola çıktım. Cerrahpaşa’dan Prof. Dr. Necmettin TANRIÖVER hoca sağ olsun 3 aylığına beni kabul etti ve bu işi öğretti. Sonra kliniğimizdeki neredeyse alındığından beri hiç kullanılmamış olan ve durduğu yerde teknolojisi eskimiş endoskop ile bu işe başladık ve 400 vakayı orada aşmayı başardık. Burada ise 600’e yaklaştık. Öğrendiğim bu deneyimi pek çok uzman ve asistanıma öğrettim. Yeni hipofiz cerrahları yetiştirdim ve yetiştirmeye
devam ediyorum.

Mesleki faaliyetler dışında bu hastanede nelerle uğraşmak istersiniz?Başka nasıl katkı sunabilirsiniz?
AR-GE birimini kurmak ve fikir bankası oluşturmak istiyorum. Hekimleri mühendislerle buluşturacak platformlar oluşturmak istiyorum. Yani hastanemizde yerli ve milli sağlık teknolojisi hamlesi başlatmak istiyorum. Ayrıca hastanede çalışanların birbirleri ile iletişimini artıracak, kaynaşmalarını sağlayacak ve motivasyonlarını artıracak sanatsal, kültürel ve sportif faaliyetler başlatmak istiyorum.

Hayvanları sever misiniz? Evinizde beslediğiniz bir evcil hayvanınız var mı?
Çok severim. Evde iki kedimiz var. İsimleri Çoço ceAlaca.

Pek çok hekim, çektiği zorluklar nedeniyle çocuğunun doktor olmasını istemiyor. Peki siz çocuğunuzun doktor olmak istemesi halinde bu isteğini destekler misiniz?
Kesinlikle desteklerim.

Bundan sonraki kariyer planınız nedir?
Bundan sonra AR-GE ve eğitime ağırlık vermek istiyorum. Hobilerime daha çok vakit ayırmak istiyorum.

Fobileriniz var mı? Örnek verebilir misiniz?
Evet. Yükseklikten korkuyorum. Bu nedenle uçak fobim var ama mecbur kullanıyorum. Ayrıca sosyal fobim
de var ama akademisyen ve hoca olduğum için mecburen bu fobimi de aşmak zorunda kaldım. Yine de heyecanlanmadığımı söyleyemem.

Ne tarz kitap ve filmleri seversiniz?
Bilim kurgu. Özellikle zaman kavramını işleyen filmlere bayılıyorum.

Sağlık alanında ülkemizde ne gibi eksikliklergörüyorsunuz? Ben olsam şunu düzeltirdim
dediğiniz bir konu var mı? Varsa bunu düzeltmek için herhangi bir çabanız oldu mu?
AR-GE eksiği var. AR-GE faaliyetlerim var. TÜBİTAK desteğiyle cerrahi navigasyon projemi tamamladım. Ön
prototip yaptık. Destek olursa devamını getireceğiz. Ayrıca hastanemizde AR-GE merkezini kurmaya çalışıyorum.

Klinik içi yapılanmanızdan bahseder misiniz?
Özellikli işler yapan meslektaşlarınız var mı?
Kliniğimizi 4 doçent birlikte kurduk. Ben idari sorumlu, Doç. Dr. Bekir TUĞCU ise eğitim sorumluluğu
görevini yürütüyor. Klinikte herkes belli bir alanda deneyimine göre hizmet veriyor ya da deneyimli olanların
yanında deneyim kazanmaya çalışıyor. Omurga cerrahisi, Fonksiyonel nöroşirürji (Parkinson ve epilepsi cerrahisi), nöroonkolojik cerrahi, endoskopik hipofiz cerrahisi, pediatrik nöroşirürji gibi pek çok alanda gruplar halinde hizmet veriyoruz.

Klinik, poliklinik, yoğun bakım ünitesi ve ameliyathane şartlarınızdan bahseder misiniz?
15 adet poliklinik odamız, 57 adet servis yatağımız, 8 adet yoğun bakım ünitesi yatağımız ve 6 adet ameliyat
masamızla hizmet veriyoruz. Ameliyathanemizde olan teknolojik imkanların ülkemizde en ileri düzeyde olduğunu söyleyebilirim. Cerrahi mikroskoplar, endoskop, ultrason, intraoperatif MR, doppler, cerrahi nöronavigasyon cihazı gibi cihazlarla fark yaratıyoruz diyebilirim.

Diğer bölümlerle ilişkileriniz nasıl? İletişimi artırmak için neler yapıyorsunuz?
Oldukça iyi. Hocaların hepsi özel seçilmiş ve iletişime açık insanlar. Klinikler arası toplantılar ve eğitim faaliyetleri düzenlemeyi planlıyoruz. Ayrıca çalışanları ilgi alanlarına göre bir araya getirecek sanatsal, kültürel ve sportif faaliyetlerin dışında sosyal organizasyonlar da yapmayı hedefliyoruz. İlk sempozyumumuzu 28 Kasım’da covid19 nedeniyle kaybettiğimiz doktor Ahmet AKBAŞ anısına ithaf ediyoruz. Kendisi yetiştirmiş olduğum hipofiz cerrahlarının ikincisiydi. Bu vesileyle kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu eller hem şifa dağıtıyor hem de sanatla uğraşıyor

 BÜLENT ŞANLIKAN / bulent.sanlikan@aksam.com.tr
Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Beyin Cerrahi Kliniği İdari Sorumlusu Doç. Dr. Ömür Günaldı, mesai saati içerisinde insanlara şifa dağıtırken günün yorgunluğunu ise sanatla atıyor. On masal kitabı yazan, yağlıboya resimler yapan Günaldı, şimdi de hastanede sağlık çalışanlarının yer aldığı tiyatro kulübü ile sahnede yer alma hazırlığında.
Meslek gereği sürekli beyinle uğraştıklarını, beyin tümörü başta olmak üzere birçok rahatsızlıklar gördüklerini belirten Doç. Dr. Ömür Günaldı, bunun bir süre sonra insanda egoya yol açtığına dikkat çekti. Bu egonun kırılmasının önemine işaret eden Günaldı, bunun içinde hekimlerin bir hobisinin olması gerektiğine işaret etti. Günaldı, kendisine hobi olarak edebiyatı, müzik, resim ve tiyatroyu neden seçtiğini ise AKŞAM’a anlattı.

MASAL UYDURMAYA BAŞLADIM

“Biri 16, biri 14 yaşında iki çocuğum var. Okul öncesi dönemlerinde onlara masal anlatmayı çok seviyordum. Ancak bir süre sonra evdeki masal kitapları tükendiğinde kafamdan uydurmaya başladım. Bir süre sonra baktım ki uydurabiliyorum. Kızım ilkokuldayken öğretmeni ödev vermiş masal yazması gerekiyordu. Ona yardımcı oldum. Baktım anlattığım masalı sistematize de edebiliyorum. ‘Ben yazabilir miyim’ diye düşündüm. Fakat alanımdan çok farklı olduğu için yazdıklarım taslak halinde kaldı. Adana’dan İstanbul’a tayinim çıktığında Beyin Cerrahi Kitabı çıkardık. O kitabın yayınevi sahibine bahsettim, okudu çok beğendi. İlk kitabım Gölgenin Rengi oradan çıktı.”

YAZARLIK EĞİTİMİ ALDIM

“Gölgesini kaybeden bir çocuğun neler yaşayabileceğini düşündüm. Hele hele o gölgesi onun en yakın arkadaşıysa. İlk kitapta gölgesi siyah renkli olmasını istiyor Mehmet’ten. Acaba gölge renkli olsa nasıl olur hayatımızda ve bu gölgenin renkli olmasının yollarını nasıl sağlayabiliriz sorusu biraz da merak uyandırıyor. Sonra bu kitabı yazdım, resimlerini de güzel sanatlarda okuyan bir öğrenciye çizdirdim. İlk kitabı bastıktan sonra çok beğenilmesine rağmen bazı eksikler olduğunu gördüm. Bu işin eğitimini almam gerektiğini fark ettim. Ve Nuzhet Kohen Fins’in çocuk masalları yazma atölyesinde eğitim aldım. Bu işi eğitimli bir şekilde yapmanın ne kadar önemli olduğunu gördüm ve bu kitabın tekrar baskısını yaptık.”

DOĞRU ALGIYI VEREBİLMEK GEREKİR

“Çocuklar doğrudan telkin almaz reddeder. Bildiği yolda gitmek ister ya da kendisine hoş gelen şeyi yapmak ister. Çocuklara işin sözün doğrusunu öğretmek için ne yapmamız gerektiğini araştırmaya başladım. ‘Çocuklara fark ettirmeden masalla onların bilinçaltına hitap edebileceğim şeyler yapabilir miyim’ diye düşünüp Hipnoz ve Algı yönetimi kursuna gittim. Çocukların davranış kalıplarını daha iyiye, daha güzele, daha faydalıya yöneltmek için ne tarz cümleler kullanmam gerektiğini anladım. Bu süreç içerisinde on kitap bastık. İki tane daha taslak var. Masal kitaplarının yanı sıra yağlıboya resimler de bir başka hobi alanım oldu.”

TİYATRO SOSYALLEŞME İÇİN ÖNEMLİ

“Mesleki dejenerasyondan kurtulmak için ilgilendiğim hobilerimin hep içe dönük şeyler olduğunu fark ettim. Yağlıboya resim, masal kitapları kendi başıma, kendi içime kapanarak yaptığım şeyler. Bunlar beni mutlu ediyor, mesleki stresi atmama yardımcı oluyor ancak sosyal anlamda bir katkı sağlamıyordu. Kızım ve oğlumu küçüklüklerinden beri tiyatro kursuna gönderiyordum. Hem sahnede, hem iletişimde, hem ekip halinde çalışma performanslarını artırma yönünde onlara çok faydası olduğunu gördüm. Bunun için tiyatroya yöneldim. Bu hastanenin kuruluşundan beri buradayım. Üç ayrı beyin cerrahi kliniği, bir yoğun bakım, altı ameliyathane ve yirmi poliklinikten oluşuyor bizim bölümümüz. Kimsenin kimseden haberi yok. ‘Ekipçe çalışma ruhunu en iyi nasıl geliştiririz? Tiyatro kursu neden olmasın’ diye düşündüm. Yönetimden izin alarak çocuklarımın tiyatro eğitmeni Onur Güler Hoca’dan rica ettim. Hastanede hekim arkadaşlarımız, asistanlarımız, hemşirelerimiz ve sağlık çalışanlarının yer aldığı Tiyatro Kulübünü kurduk. Şu anda haftada iki gün 17.00-20.00 arası üç grup olarak tiyatro kursuna devam ediyoruz. Beyin cerrahının o üzerindeki ağır yükü bırakıp bambaşka bir şeye dönmesi çok güzel. Biz bu süreç içinde çok eğleniyoruz ve yılsonunda bir oyun sergileyeceğiz.”