BEYİN TÜMÖRÜ EPİLEPSİ İLİŞKİSİ

BEYİN TÜMÖRÜ EPİLEPSİ İLİŞKİSİ

Beyin tümörleri ve epilepsi arasındaki ilişki karmaşık bir konudur. Beyin tümörleri, beynin normal hücrelerinin anormal bir şekilde büyümesi sonucu oluşan kitlelerdir. Epilepsi ise, beyin elektriksel aktivitesindeki anormal bir bozukluk nedeniyle ortaya çıkan nörolojik bir durumdur. Beyin tümörleri ve epilepsi birbirleriyle çeşitli şekillerde ilişkilidir ve bir hastada hem tümör hem de epileptik nöbetlerin bulunması oldukça yaygındır. İşte bu ilişkiyi anlamak için önemli bazı noktalar:

  1. Tümörün Konumu:

Beyin tümörleri, genellikle epileptik nöbetlere neden olan alanlarda oluşabilir. Özellikle, temporal lob, frontal lob ve parietal lob gibi bölgelerdeki tümörler epilepsi ile ilişkilidir.

  1. Beyin Hasarı ve Hücresel Bozulma:

Beyin tümörleri, normal beyin dokusunu tahrip edebilir ve bu tahribat epileptik nöbetlere zemin hazırlayabilir. Tümör büyüdükçe, çevresindeki sağlıklı hücrelere baskı yapabilir, iltihaplanma ve hücresel bozulmalara neden olabilir.

  1. Nöbet Eşiğindeki Değişiklikler:

Tümörler, çevresindeki nöronal aktiviteyi etkileyebilir ve epileptik nöbetlere yol açabilecek nöbet eşiğinde değişikliklere neden olabilir. Bu, normalde nöbetlere karşı dirençli olan bir beyin bölgesinde epileptik aktivitenin ortaya çıkmasına neden olabilir.

  1. Tümör Tedavisi ve Epilepsi Kontrolü:

Beyin tümörleri için uygulanan tedaviler, epilepsi üzerinde etkili olabilir. Tümörün cerrahi olarak çıkarılması veya radyoterapi gibi tedaviler, epileptik nöbetlerin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir. Ancak, bu durum her hasta için farklılık gösterir.

  1. Paraneoplastik Etkiler:

Nadir durumlarda, tümörler, vücudun başka bir bölgesinde (örneğin, bağışıklık sistemini etkileyen bir durum) paraneoplastik etkiler yaratabilir ve bu da epileptik nöbetlere neden olabilir.

  1. İlaçlar ve Epilepsi Tedavisi:

Beyin tümörü ve epilepsi bir arada bulunduğunda, nöbet kontrolü için anti-epileptik ilaçlar sıklıkla kullanılır. Ancak, tümörün türüne ve konumuna bağlı olarak, ilaç tedavisi yeterli olmayabilir.

  1. Epileptojenez ve Tümör İlişkisi:

Epileptojenez, epilepsi oluşumunun mekanizmalarını anlama sürecidir. Beyin tümörleri, epileptojenezde rol oynayabilir ve bu, tümörün neden olduğu yapısal ve elektriksel değişiklikleri içerir.

Beyin tümörü ve epilepsi arasındaki ilişki karmaşık olmakla birlikte, tedavi ve yönetim, bir multidisipliner yaklaşım gerektirir. Hastanın durumu, tümörün türü, konumu ve epilepsi türüne bağlı olarak, nörologlar, onkologlar ve diğer sağlık profesyonelleri işbirliği yaparak bireyselleştirilmiş bir tedavi planı oluştururlar.

Anahtar Kelimeler: Beyin tümörü epilepsi, Beyin tümörü nöbet,

 

Prof. Dr. Ömür GÜNALDI

“Cushing sendromunun tedavisi obeziteden farklıdır”

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömür Günaldı, obezite ekseninde cushing hastalığı ve cushing sendromu hakkında bilgi verdi. Obezite rahatsızlığınızın temelinde çözümü çok daha kolay başka hastalıkların olabileceğini belirten Prof. Dr. Günaldı, “Örneğin cushing hastalığı ve Cushing sendromu. Her iki hastalık da kandaki kortizol düzeyinin aşırı yükselmesiyle kendini gösteren en önemli obezite nedenlerinden biri olmasına rağmen tedavisi obezite cerrahisinden son derece farklıdır” diye konuştu.

Medicana Ataköy Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömür Günaldı, “Kortizolün normal değerlerde olması koşuluyla vücudumuz için hayati derecede öneme sahip en kritik hormonlardan biri. Gün içinde salgılanması ve kan düzeyleri farklılıklar göstermektedir. Bu hormonun vücudumuza faydalı etki göstermesi için böbreküstü bezlerimizin belli bir denge gözeterek bu hormonu salgılaması gerekmektedir. Bazı durumlarda bu denge bozulur ve kortizol aşırı derecede fazla salgılanır. Bu durumlardan biri böbreküstü bezinde kortizol üreten hücrelerin aşırı çoğalmasıyla ortaya çıkan ve cushing sendromu adı verilen iyi huylu tümörlerdir. Bir diğeri ise böbreküstü bezindeki bu hücrelerin kortizol üretmesini uyaran ve hipofiz bezinde yer alıp adreno kortiko tropik hormon adı verilen hormonu salgılayan hücrelerden gelişen iyi huylu tümörler yani hipofiz adenomlarıdır. Bu duruma cushing hastalığı adı verilmiştir” açıklamasında bulundu.

Her iki hastalığın da vücutta olması gerekenden fazla kortizol yüksekliği ile kendini gösterir ve önüne geçilemeyen obezite rahatsızlığı ile karşımıza çıktığının altını çizen Prof. Dr. Ömür Günaldı, “Bu durumda tek sorun obezite değildir. Beraberinde kortizolün neden olduğu pek çok sistemik ve metabolik problem de görülür. Hipertansiyon, kemik erimesi, diyabet, ciltte incelme, kıllanma artışı, sivilcelenme, psikiyatrik problemler vs. bunlardan sadece bazılarıdır” dedi.

Asıl hastalığı tespit etmeden o hastalığın neden olduğu ek hastalıkları tedavi etmeye çalışmak mutlak başarısızlık ve olumsuz sonuçlara neden olacağına değinen Prof. Dr. Günaldı, “Cushing hastalığı belki de bu tip girişimlere verilebilecek en iyi örneklerden biridir. Hastalığa neden olan hipofiz bezindeki bir mikroadenomu basit bir müdahale ile tamamen çözmek varken tek tek hipertansiyon, diyabet, osteoporoz, akne, kıllanma ve obezite gibi ek hastalıkları tedavi etmek mümkün değildir” diye konuştu.

HASTALIĞIN İLAÇLA TEDAVİSİ MÜMKÜN DEĞİLDİR

Obezitesi olan hastaların mutlaka öncelikle endokrinoloji uzmanları tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Günaldı, “Kortizol yüksekliğine sebep olabilecek stres ve ilaçlar dahil pek çok sebep vardır ve bunların iyi ayırt edilmesi tedavinin başarısı açısından son derece önemlidir. Cushing bulgularının hipofizdeki adenoma bağlı olduğu yani cushing hastalığı tanısı kesinleştikten sonra tedavi süreci tercihen hipofiz konseyi kararı ve takibinde gerçekleştirilmelidir. Ne yazık ki günümüzde bu hastalığın ilaçla tedavisi mümkün değildir ve mutlaka ameliyat edilmesi gerekmektedir. Cushing hastalığına neden olan hipofiz adenomu genellikle çok küçük boyutlu olduğu için hemen hemen tamamı burun boşlukları yoluyla endoskopik yani kapalı yöntemle ameliyat edilebilmektedir” ifadelerini kullandı.

Bazen hipofiz adenomlarında tedavilerde başarı oranlarının düşebildiğini kaydeden Prof. Dr. Günaldı, “Bazen başarılı cerrahilerde bile nüks oranları diğer hipofiz adenomlarına göre daha yüksektir. Ameliyatın başarılı olmadığı durumlarda tekrar ameliyat veya radyocerrahi seçenekleri değerlendirilebilir. Başarılı ameliyatlardan sonra hastalar bir yıl içinde normal kilosuna dönebilmekte, sistemik hastalıklarında ise dramatik düzelmeler gözlenebilmektedir” dedi.

Kaynak : https://www.dha.com.tr/saglik-yasam/cushing-sendromunun-tedavisi-obeziteden-farklidir-2338006